Tolga Akbaş

“İki Pencere” - Bölüm 1-2

Çok fazla şeye sahip değilim. Sadece küçücük evin sokağı gören iki penceresi…

Daha önce hiç izlemediğim gibi izliyorum dışarısını. Yasak olanın, kısıtlı olanın cazibesine kapılıyorum.

Hayat devam ediyor, çiçek açıyor, köpekler serserilik peşinde. 

Yine kaza yapıyor insanlar ve yine umursamaz.

Daha önce duymadığım sesler var kulağımda.

Bulutların, yağmurun, dalda meyvenin haberi yok olanlardan.

Rüzgârı hiç hissetmediğim kadar çok hissediyorum ve korkuyorum.

Pencereye kuşlar için ekmek kırıntıları bırakıyorum, yemiyorlar. 

Gizli gizli buluşup sevişiyor sevgililer, ölümden korkmadan.

Ay’ın haberi yok olanlardan.

Akşamcılar yine köşelere bırakıyor boş şişeleri.

Sadece pencerelerde kutluyoruz bayramları.

Sonra yine rüzgâr, yine kulaklarımda o ürkütücü sesler. 

Pencerelerimden üzerime akıyor her bir görüntü, ses.

Odamın köşesinde çırılçıplağım!

İşgal altındaki bir şehre teslim olun çağrısı yapıyor çaresizlik.

Gözlerimi sıkıca ovuşturduğumda uçuşan görüntüler gibi gördüklerim.

Sürekli ovuşturuyorum, sürekli!

Ellerim gözlerimde değilken bile.