the preparation2020

Nur Bardakçı

“the preparation”

gelirken fesleğen al

kırkayaklı dolambaç-

yanından geçerken gölgemin,

bir ısırık

bir ısırık daha...

Önce bana geldi- sonra ben onda kaldım, dönemiyorum.

Kuyruğuma kısıldım, gelmekten vazgeçmek ya da kalmaktan...

kıstırdı gözlerini, ben demedim ama ben duydum.

misafir odalarına benziyoruz sevgili adam- yalnızca zilin çalmasını bekliyoruz

gerçekle kurgu arasında

toprağını havalandırıyorum-filizleniyorsun

suya dokunmadan yanaşabilir misin?

günün birine çok öfkelen- çarşamba mesela, seni havada bırakıyor.

Annemi arayasım

var, sonra alışveriş listeleri, pencerenin tozu, çöpler birikti...

kederli bir sürüklenme hali bu, Weber’in günlüklerini okuyup suç işliyorum. Daha kirli suçlarım var benim, hatırladığım her şeyi yeniden yaşıyorum’ kaygılı bir zil sesi o, en başından biliyor olmanın tekinsiz duruşu. (O dan önce virgül koymanın tereddütü ile bölünüyorum)

İşte tam da böyle oluyor, başladığım yerden çok uzaklaşamıyorum, tüm ihtimalleri ardıl bir hızla deniyorum, seni yeni bir hale hazırlayıp, senden memnun olmamak-ya da olmak ziyadesiyle ... her birinin zerafetle yaşanıyor olması nefesimi kırıyor-

salgın anakronizm sevdasından kıl payı yapışıyoruz duvara, ‘işte tam da sırası, hadi söyle’ sesleri yükseliyor arada. Bunu yapmayacağım yarım kalacak – her şeyi

yeniden hatırlıyorum*

2020

KAYITSIZ-

Karışık burası sen ayrıştır- içine ettim Marwel’in, eleştirmenlerin, toplumun ve

düzenin ve kanaatlerin ve annemin ve izafi...

Hakikat:

KAPI ÇALDI-misafir odasına değil- terlikleri giy ya da giyme.

çıplak ayak, gözleri tahta kurdunun bir üstünde,

geçti-senden önce yani.

ateşe verelim, kül iyidir- daha iyi

“sen mi geldin?” diye yanaşıyorum, vazgeçmedim zaten hiç olmadı- hiç olmayınca vazgeçmiyorsun, hiç olmuyor,

-mış gibi,

Letafet not bırakmış sana,

“yine gel”

kendime ikna olmuyorum,

gayretsiz bir şarkı bu.kemirgen bir yapısı var dilinin, kurutuyor kökümüzü, basma zile-herkes uyuyor-

bazen emin olmak istersin- karıncalı dedikodular bununiçin var, kendine gel, kimse tanımıyor

mutlu aile tablosu- 

“biz bir aileyiz”, devam eden fotoğraf serisi

Yıkım

“Beklenmedik” olan yıkım değildi. Ama krizin “beklenmedik” olmasını söylemek hepimiz için beklendik bir eylem olarak şuracıkta duruyor. Ne pahasına olursa olsun yeniyi inşa etmek, ayak uydurmak ve başlı başına yeni olmak, yıkıma karşı var olmanın alternatifi olmayan tek eylemiymiş gibi- hemen şuracıkta ve canlı…  

Yas

Bu yas kronik bir huzursuzluğun gelişinden fazlası değildir ve “mutlu aile” probleminin tek çözümü imhadır. İmhanın nereye veya neye doğru yapılacağı tablonun bağlarını belirleyendir. Hayatların “göstermek” üzerine kurulmaya başlanması, duyguların “gösterilemeyen” şiddetini o denli ağırlaştırdı. Yeni normal, kavramların, olguların, bizzat kelimelerin anlamlarının ve algılarının değişmesini zaruri hale getirdi- ‘mutlu olmak’ dışında. Öznel ayrışmaların görünmesi ve tehlikesi örtbas edilebilsin diye nesnel birlik yeniden kendini gösterdi. Zira mutsuzluk yeni normalin getirdiği değil kronik mutsuzluk geçmişinin pimini çekti. Ve herkes kendi yerlerinde bu büyük patlamanın altında kaldı.  “Evde durumlar iyiye gitmiyor” u bir kaygı cümlesinden çok, meşru bir kabule dönüştüren durum cümlesiymiş gibi duyuyor olmak, ‘mutlu ve mutsuz olmanın’ yeniden gözden geçirilmesine izin verdi. Haliyle Nabokov’u “Ada ya da Arzu’ romanında ve hatta Tolstoy’un “Mutlu aileler birbirine benzerler, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır” deyişine gönderme yapan cümlesiyle anımsıyorum: “bütün mutlu aileler az çok birbirinden farklıdır; bütün mutsuz aileler ise az çok birbirine benzer”.